Print Friendly and PDF

AŞKIN KARANLIK YÜZÜ: İBLİS’İN KISKANÇLIĞI VE DİNMEYEN HÜZNÜ

|

 

"İslam tasavvuf düşüncesinde ve velîlerin menkıbelerinde, İblis’in (Şeytan) Hz. Âdem’e secde etmemesi sadece basit bir itaatsizlik değil; onun 'aşk' ve 'tevhid' iddiası ardına gizlediği derin bir kibir / arrogance ve kıskançlık / envy trajedisidir."

 Şeytan, ilahî huzurdan kovulmasına rağmen, kendisini "hakikî muvahhid" / monotheist (Tanrı’nın tekliğini savunan) ve "âşık" olarak tanımlamaya çalışmış, ancak bu iddiası büyük mürşidlerin basireti karşısında her zaman hüsrana uğramıştır. Tasavvufî kaynaklarda Şeytan’ın dünya hayatındaki hüznü ve "bahtı karalığı" / ill-fatedness üzerine yapılan en çarpıcı analizler, onun "aşk" iddiasının samimiyetsizliğini ve kibrinin ulaştığı melankolik boyutu gözler önüne serer.

İblis’in "Aşk" İddiası ve Cüneyd-i Bağdâdî’nin Reddi

Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri, bir gün İblis’i bir ihtiyar kılığında görmüş ve ona Âdem’e secde etmesine engel olan şeyin ne olduğunu sormuştur.

İblis, bir "âşık" edasıyla cevap vererek: "Ey Cüneyd! O’ndan başkasına secde etmemi nasıl tasavvur edebilirsin?" diyerek, aslında sadece Allah’a olan "sevgisinden" dolayı secde etmediğini iddia etmiştir.

Ancak Cüneyd’in kalbine o an ilahî bir nida gelmiş ve mürşid şu hakikati haykırmıştır:

"Yalan söylüyorsun! Şayet sen gerçek bir kul (âşık) olsaydın, O’nun emrinin dışına çıkmaz, nehyine / prohibition yaklaşmazdın!".

Gerçek aşk, sevgilinin iradesinde kendi iradesini yok etmek ve emre mutlak teslimiyettir. İblis’in hüznü, Allah’ı sevmesinden değil, kendi "üstünlük" vehminden vazgeçememesinden kaynaklanmaktadır.

Şeyh Fetha Menkıbesi: Şeytan’ın En Çok Üzüldüğü Veli

Şeytan’ın dünyadaki en büyük hüznü ve çaresizliği, tasavvuf tarihinde Şeyh Fetha (k.s.) üzerinden anlatılan bir hâdise ile sembolize edilir. Aynü’l-Kudat eserinde nakledilen rivayete göre; İblis, Şeyh Fetha’nın adını duyduğunda ağlamış ve şöyle demiştir: "Şu âlemde kilimi (bahtı / destiny) benden daha çok kara olan tek kişi Fetha’dır". Burada kastedilen hüzün, Şeyh Fetha’nın Allah karşısındaki mutlak "hiçlik" ve "yokluk" duygusunun, Şeytan’ın binlerce yıllık ibadetiyle elde edemediği bir mertebe olmasıdır.

Şeytan, müridlerin kalbindeki samimiyet ve yokluk (fena) ateşinin kendi kibir ateşini söndürmesinden dolayı büyük bir keder içindedir.

İblis’in Sırrı ve "Bahtı Karalığı"

Şeytan’ın secdeden kaçınmasının ardındaki gizemli / mysterious sebeplerden biri de, Âdem’in tînetine / clay (balçığına) gizlenen "ilahî hâzineyi" (sırrı) görme merakıdır. Rivayetlere göre İblis, "Acaba bu can Âdem’e nereden girecek?" diyerek sırrı gözetlemekle meşgul olduğu için secdeden mahrum kalmıştır. Onun dünyadaki asıl hüznü, Âdem’e verilen bu sırrın kendisine verilmemesi ve "lânet" / curse halkasını boynuna takmasıdır. Ancak bazı velîler, Şeytan’ın bu lânete uğramasını bile "sevgiliden gelen bir hediye" olarak yorumlayan Şiblî gibi zatların perspektifinden, Şeytan’ın bu lâneti bile başkasına kaptırmak istemeyen marazi bir kıskançlık içinde olduğunu belirtirler.

Kişi, kendi nefsini ve kibrini "aşk" perdesi altında gizlediği sürece, Şeytan’ın düştüğü hüzün ve karanlık kuyusundan kurtulamaz.

Psikolojik Analiz ve İlahî Uyarı

Şeytan’ın psikolojisi, modern tabirle "narsisistik bir yaralanma" üzerine kuruludur. Ateşin topraktan üstün olduğu yönündeki "bâtıl / invalid mukayesesi", onun ilahî hikmeti kavramasına engel olmuştur. O, dünyadaki en dertli varlıktır çünkü Hak’la olan randevusunu (secde emrini) kendi iradesini öne sürerek kaçırmıştır. Kaynakların sürekli vurguladığı üzere: ***İhlas ve samimiyet kalesine giremeyen Şeytan, müridlerin Allah’a kaçışları karşısında ebedî bir hüzne mahkûm edilmiştir.***.

Dipnotlar (APA):

  • Attâr, F. (2022). Tezkiretü’l-Evliyâ (S. Uludağ, Çev.). İstanbul: Kabalcı Yayınları. (s. 96, 224, 278-280, 404, 412, 457-458).
  • Cami, M. (t.y.). Nefahatü'l-Üns. (s. 547).
  • Gazali, İ. (2012). Muhtasar İhyâ-ü Ulûmiddin. İstanbul: Şura Yayınları. (s. 626, 989).
  • Hucvîrî, A. (2022). Keşfü’l-Mahcub (S. Uludağ, Çev.). İstanbul: Dergâh Yayınları. (s. 82, 138-139).
  • Ozak, M. (1970). Envâru’l-Kulûb. (Cilt 1-2). İstanbul. (Cilt 1, s. 611, 716; Cilt 2, s. 744-745).
  • Uludağ, S. (2007). Sırlar Menbaı ve Tarikat Sultanı Cüneyd-i Bağdâdî. İstanbul: Mavi Yayıncılık. (s. 403-404, 534).
  • Yavaş, S. (2001). Tâcü'l-Evliyâ ve Burhânü'l-Esfiyâ. (s. 506, 513, 528).

AŞKIN VE TEVHİDİN KARANLIK AYNASI: AHMED GAZÂLÎ PERSPEKTİFİNDE İBLİS'İN SIRRI

"İslam tasavvuf düşüncesinde ve özellikle Ahmed Gazâlî mektebinde / school (ekolünde), İblis’in (Şeytan) Hz. Âdem’e secde etmemesi meselesi, zâhirî bir isyandan ziyade, 'mutlak tevhid' / monotheism (Tanrı’nın birliği) iddiası üzerine kurulmuş paradoksal / paradoxical (aykırı değer taşıyan) bir 'aşk trajedisi' olarak açıklanır." Ahmed Gazâlî ve onun izinden giden Aynu’l-Kudât el-Hemedânî gibi arifler, İblis’i "sevgilisinden (Allah) başkasına bakmayı reddeden bir muvahhid" ve "kıskanç bir âşık" olarak nitelerler; ancak bu niteleme, İblis'in eylemini haklı çıkarmak için değil, nefsin ve aşkın en gâvâmız / mysterious (anlaşılması güç) ve tehlikeli hallerini analiz etmek içindir.

İblis’in Tevhid İddiası ve Ahmed Gazâlî’nin Yorumu

Ahmed Gazâlî’ye göre İblis’in secde emrine karşı çıkışı, aslında sevgilisine olan "aşırı gayreti" / jealousy (kıskançlığı) ve tevhidi koruma arzusudur. İblis, "O’ndan başkasına nasıl secde edebilirim?" diyerek, emre uymayı aşkın özüne aykırı görmüştür. Bu bakış açısına göre İblis, "Lâ" / no (hayır) kılıcıyla her şeyi kesip atmış, fakat "İllâ" / but (ancak) basamağında takılıp kalmıştır. İblis, mutlak tevhidi savunurken sevgilinin emrini çiğnemeyi göze alarak, itaati aşkın arkasında bırakmış ve bu sebeple 'ayrılık' / separation (hicran) ateşine mahkûm olmuştur.

  • Tevhid-i İblis: İblis’in tevhidi, Allah’ın azametini o kadar yakından görmesinden kaynaklanır ki, o bu azamet karşısında başka bir varlığı (Âdem’i) kabul etmeyi şirk / polytheism (ortak koşma) saymıştır.
  • Aşkın Bedeli Olarak Lânet: Ahmed Gazâlî’nin düşünce dünyasında İblis, sevgiliden gelen "lânet halkasını" (curse) boynuna takmayı, sevgilisinin emriyle de olsa bir başkasına bakmaya tercih etmiştir. Onun için bu lânet, sevgiliden gelen özel bir "hil’at" / robe of honor (onur kaftanı) gibidir çünkü bu lânet sayesinde o, sevgilisiyle baş başa kalmış ve aradaki "insan" perdesini (Âdem) reddetmiştir.

Cüneyd-i Bağdâdî’nin Eleştirisi ve Şer’î Ölçü

Kaynaklarda yer alan menkıbelerde, İblis’in bu "tevhid üstadlığı" iddiası büyük mürşidlerin basiretiyle çürütülür. Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri, İblis’i bir ihtiyar kılığında gördüğünde ona neden secde etmediğini sorar. İblis, "O’ndan başkasına secde etmemi nasıl tasavvur edebilirsin?" deyince Cüneyd şu sarsıcı cevabı verir: "Yalan söylüyorsun! Şayet sen gerçek bir kul (âşık) olsaydın, O’nun emrinin dışına çıkmazdın!". Kaynakların sürekli vurguladığı üzere, İblis'in asıl günahı aşk iddiası ardına gizlediği kibridir ve gerçek bir âşık, sevgilinin rızasını kendi tevhid anlayışının üzerinde tutandır.

Psikolojik Analiz: Kıskançlık ve Narsisistik Körlük

Ahmed Gazâlî ve Aynu’l-Kudât’ın İblis analizinde insan psikolojisinin "aşırı tutku" ve "benlik" karmaşası görülür. İblis, Âdem’in tînetindeki / clay (balçığındaki) İlâhî sırrı / secret (ilahî hâzineyi) görmüş, bu sırrı kıskandığı için secdeden kaçmıştır. İblis, sevgilisinin sırrına sadece kendisinin sahip olmasını isteyen marazi bir aşkın temsilcisidir. Onun "üstadlığı", tevhidi bilmesinde değil, bu yoldaki büyük "aldanışını" (gurur) en üst perdeden sergilemesindedir.

  • Aynu’l-Kudât’ın Akıbeti: Ahmed Gazâlî’nin bu tür derin ve "şathiyat" / ecstatic utterances (coşkun sözler) içeren fikirlerini sistemleştiren Aynu’l-Kudât el-Hemedânî, bu "İblis sırrı" gibi konuları ehil olmayanlara ifşa ettiği ve zâhir uleması tarafından yanlış anlaşıldığı için 33 yaşında idam edilerek şehid / martyr (din uğruna ölen) olmuştur.
  • Gizemli Ölüm ve Miras: Ahmed Gazâlî’nin ölümü ise aşk üzerine yazdığı Sevânih gibi eserlerin gölgesinde kalmış, o her zaman "aşk sultanı" olarak anılmıştır. Mezarı Kazvin’dedir ve ruhanî mirası, aşkı tevhiddin merkezine yerleştiren sûfîler için bir ilham kaynağı olmaya devam etmiştir.

İnsanın kendi içindeki arzu ve hevesleri / hevâ sönmedikçe, İblis’in "yalancı tevhidi" gönül kalesini her an istila edebilir.

Dipnotlar (APA):

  • Attâr, F. (2022). Tezkiretü’l-Evliyâ (S. Uludağ, Çev.). İstanbul: Kabalcı Yayınları. (s. 86, 339, 457-458, 467-469, 508-509).
  • Câmi, M. (t.y.). Nefahâtü’l-Üns. (s. 234-235, 303).
  • Gazâli, İ. (2012). Muhtasar İhyâ-ü Ulûmiddin. İstanbul: Şura Yayınları. (s. 997, 1002).
  • Hucvîrî, A. (2022). Keşfü’l-Mahcub (S. Uludağ, Çev.). İstanbul: Dergâh Yayınları. (s. 86, 114-115).
  • Kuşeyrî, A. (2004). Tasavvufun İlkeleri - Risale-i Kuşeyrî (Cilt 1-2). İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser. (Cilt 1, s. 446; Cilt 2, s. 15, 621).
  • Ozak, M. (1970). Envâru’l-Kulûb. (Cilt 1-2). İstanbul. (Cilt 1, s. 689-690, 716-717).
  • Uludağ, S. (2007). Sırlar Menbaı ve Tarikat Sultanı Cüneyd-i Bağdâdî. İstanbul: Mavi Yayıncılık. (s. 456-457, 563).

LANETİN KUDSiYETİ VE AŞKIN BEDELİ: AHMED GAZÂLÎ’NİN İBLİS AYNASI

"Müslümanların her hayırlı işin başında zikrettiği 'Eûzü billâhi mine’ş-şeytânirracîm' / 'Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım' ifadesi, zâhirde bir korunma talebi olsa da, tasavvufî derinlikte İblis’in İlâhî senaryodaki vazgeçilmez yerini ve ona verilen 'negatif değeri' / negative value tasdik eden muazzam bir inceliktir." Ahmed Gazâlî ve onun ruhanî neşvesini / spiritual joy takip eden arifler, İblis’in Hz. Âdem’e secde etmeyerek ebedî bir ayrılığa (hicran) mahkûm olmasını, sıradan bir asînin / rebel isyanı olarak değil; "maşukundan (Allah) başkasına bakmayı reddeden kıskanç bir âşığın" trajedisi olarak okumuşlardır. Bu bakış açısına göre, her isti'âze / seeking refuge, aslında İblis’in ismini zikretmekle ona bir "varlık alanı" ve "meşruiyet" tanımaktadır; zira sığınılan şey, değersiz bir hiçlik değil, Allah’ın kudret sıfatının bir tecellisi olan dehşetli bir "hicap"tır / veil.

Isti’âze: Şeytana Biçilen Manevî Değer

Sûfî kaynaklarında İblis’in, dervişlerin isti'âzesinden duyduğu rahatsızlık veya duyduğu memnuniyet paradoxal / paradoxical (aykırı) bir biçimde işlenir. Şeytan, kendisine asâ ile vurulmasından korkmaz; ancak kalbiyle Allah’a sığınan (muhlis) bir kulun "Eûzü..." demesinden, yani kendi şerrini Allah’ın korumasına havale etmesinden dehşet duyar. Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri bu inceliği şu sözüyle mühürler: "Şayet Hak Teâlâ kullarına 'Bana sığının' demeseydi, ben asla o mel’undan Allah’a sığınmazdım. Ben bunu sadece Allah’ın emri olduğu için yapıyorum".

Cüneyd-i Bağdâdî'ye göre isti’âze, İblis’ten kaçmak değil, Allah’ın emrine itaat ederek 'Ed-Deyyân' / The Judge olanın mülkünde yine O’nun korumasına girmektir.

Ahmed Gazâlî ve özellikle Şiblî gibi bu sarsıcı yolu tutan zatlar, İblis için yapılan "lanet" / curse halkasını bile bir "değer" olarak görürler. Şiblî’nin vefatı anında, İblis’in üzerine yağan lanete imrenmesi / envy ve "Keşke bu lanet bana olsaydı, zira o da O’ndan (Allah) gelmedir" demesi, aşkın en uç noktasındaki narsisistik / narcissistic (benmerkezci) bir fena halidir. Aşk ehli için sevgiliden gelen lanet, yabancıdan gelen rahmetten daha değerlidir zira lanet de bir tür özel 'hitap' ve 'ilgidir'. (Attâr, s. 449; Şarani, s. 1048).

Kaderin Acı Şerbeti ve İblis’in Rızası

Ahmed Gazâlî’nin İblis’i "Tevhid Üstadı" / Master of Monotheism olarak nitelemesinin ardındaki incelik, İblis’in kaderine olan mutlak rızasında saklıdır. İblis, Âdem’in tînetindeki / clay (balçığındaki) İlâhî sırrı / secret görmüş, bu sırrın kendisine verilmemesi karşısında "kıskançlık" ateşine düşmüştür. Ancak o, bu feci akıbetini (laneti) bilmesine rağmen, "İzzetine andolsun ki..." diyerek Allah’ın izzetiyle yemin etmiş ve İlâhî hükme (kazaya) teslim olmuştur.

  • Allah’ın Maktulü / The One Slain by Allah: Hallâc-ı Mansûr ve onu takip edenler, "İblis, Allah’ın maktulüdür; Allah’ın kurbanını taşlamak / recm etmek civanmerdlik / chivalry değildir" diyerek, Şeytan’ın trajik kaderine bir tür "ontolojik saygı" duymuşlardır.
  • Aşkın Aynası: İblis müridlere hal diliyle şöyle seslenir: "Bizim çehremizden size bir ayna yapmışlardır; bizim halimize bakıp kendinize gülersiniz, biz ise kendimize ağlarız". Bu, insan psikolojisindeki "gölge" / shadow arketiplerinin bir analizi gibidir; İblis, insanın içindeki potansiyel kötülüğün dışsallaşmış aynasıdır.

Kaynakların sürekli tekrarlanan düşüncesi, İblis’in kibrinin bile aslında Allah’ın azametine olan 'yanlış yönlendirilmiş bir saygıdan' (kıskançlıktan) kaynaklandığıdır.

Hakikat ve Aldanış Arasındaki Çizgi

Müslümanların her sığınışında İblis’e verilen bu değer, onun "Tanrı’nın ortağı" değil, "Tanrı’nın imtihan aracı" / tool of trial olmasından kaynaklanır. Ahmed Gazâlî bu noktada şunu fark etmiştir: İblis, kaderin en acı tarafını üstlenmiş (kara pelerin giymiş) bir hizmetçidir. O, kendi cehenneminde yanarken bile aslında müridleri Allah’a "kaçmaya" mecbur bırakarak gizli bir hizmet vermektedir.

İblis’in kaderine rızası, sevgilinin kendisini 'kovmak' için kullandığı lanet halkasını, boynuna bir onur madalyası (hil'at) gibi takmasından ibarettir. Bu incelik, kişinin kendi nefsinin hilelerini (şeytanını) fark ederek "Müslüman eylemesi" / conversion of one's devil sürecinde bir anahtardır.

Dipnotlar (APA):

  • Attâr, F. (2022). Tezkiretü’l-Evliyâ (S. Uludağ, Çev.). İstanbul: Kabalcı Yayınları. (s. 80, 110, 330, 363, 390, 397-398, 438, 449-450, 452, 478).
  • Gazâlî, İ. (2012). Muhtasar İhyâ-ü Ulûmiddin. İstanbul: Şura Yayınları. (s. 997-998).
  • İyâz, K. (t.y.). Şifa-i Şerif. İstanbul: Rehber Yayıncılık. (s. 410, 412, 478).
  • Ozak, M. (1970). Envâru’l-Kulûb. (Cilt 1-2). İstanbul. (Cilt 1, s. 588, 602-603, 609, 626; Cilt 2, s. 719-722, 725).
  • Sarı Abdullah Efendi. (t.y.). Semerat'ul-Fuad. (s. 239-241, 270, 276).
  • Şâ’rânî, İ. (t.y.). Evliyalar Ansiklopedisi (Tabaqat). (Cilt 1-2). (s. 1008, 1010, 1031, 1048, 1066-1068, 1084).
  • Uludağ, S. (2007). Sırlar Menbaı ve Tarikat Sultanı Cüneyd-i Bağdâdî. İstanbul: Mavi Yayıncılık. (s. 533-534).
Önceki Yazı
« Prev Post
Sonraki Yazı
Next Post »

Benzer Yazılar

Yorumlar