Print Friendly and PDF

KILIÇLARIN GÖLGESİNDE BİR MANEVİ DİRENİŞ: CENGİZ HAN KASIRGASI VE VELİLERİN SIRRI

|

 

"Cengiz Han ve Moğol orduları İslam coğrafyasına bir azap kamçısı gibi indiğinde, gönül sultanlarının bu yıkım karşısındaki duruşları, hem fizikî bir mukavemet hem de derin bir rızâ / contentment (hoşnutluk) halinin tezahürüdür." İslam tarihinin en karanlık dönemlerinden biri olan Moğol istilası, sadece şehirlerin yakılıp yıkılması değil, aynı zamanda manevi bir "fetret" / interval (duraklama) döneminin de habercisi olmuştur. Kaynaklar, bu büyük fitneyi / trial (imtihan) çoğunlukla "mübrem kaza" / fixed decree (kaçınılmaz takdir) olarak nitelendirir; yani dua ile geri çevrilemeyecek, yaşanması mukadder bir ilahi senaryo olarak görürler.

Necmeddin-i Kübrâ: Şehâdeti Tercih Eden Bir "Veli-tıraş"

Harezmşahlar Devleti’nin merkezi Harezm, Moğol tehdidiyle yüz yüze geldiğinde, dönemin en büyük mürşidi Necmeddin-i Kübrâ (k.s.) talebelerini bir araya getirmiştir. Künyesi Ebü’l-Cenâb / world-shunning (dünyadan sakınan) olan ve "Veli-tıraş" / Saint-shaper (veli yetiştiren) olarak anılan bu zat, müridlerine: "Doğu tarafından bir ateş yakıldı, Batı'ya doğru geliyor; hemen memleketlerinize gidin!" buyurarak onları kurtarmaya çalışmıştır. Müridlerinin "Dua buyursanız da bu bela def olsa" talebine ise, bunun bir "mübrem kaza" olduğunu ve buna engel olunamayacağını belirterek karşılık vermiştir.

İnsan ruhu, kendi varlığını koruma içgüdüsüyle kaçmak istese de, kâmil bir arif halkın ıztırabını kendi nefsinin selametine tercih etme olgunluğunu gösterir. Necmeddin-i Kübrâ Hazretleri, "Bu kadar ümmet-i Muhammed’in asayiş vaktinde beraber zevk almışken, hengâme-i ıztıraplarında kendimizi kurtarıp gidemeyiz; onlarla haşrolmak büyük nimettir" diyerek Harezm’den çıkmayı reddetmiştir.

Fizikî savunma anında ise hırkasını giymiş, kemerini kuşanmış, koltuk altlarını taşlarla doldurarak Moğol askerlerine karşı bizzat savaşmıştır. Bir ok mübarek sinesine isabet edip şehid olduğunda, elindeki bir kâfirin perçemini o kadar sıkı tutmuştur ki, şehadetinden sonra Moğollar bu perçemi ancak keserek kurtarabilmişlerdir. Bu durum, psikolojik açıdan dervişin "teslimiyet" ile "cihad" arasındaki muazzam dengesini, yani kadere rıza gösterirken bile haksızlığa karşı son nefesine kadar direnmesini simgeler. (Nefahât, s. 595; Sefîne, s. 278).

Mecdüddin-i Bağdâdî ve Moğol İstilasının "Gizemli" Sebebi

Tasavvufi kaynaklarda ve menkıbelerde, Moğol felaketinin başlaması bir "diyet" / blood money (kan bedeli) teorisi olarak işlenir. Necmeddin-i Kübrâ’nın hulefasından olan genç mürşid Mecdüddin-i Bağdâdî, Sultan Muhammed Harezmşah tarafından bir iftira neticesinde Ceyhun nehrine atılarak şehid edilmiştir. Bu cinayetin ardından Necmeddin-i Kübrâ, Sultan'a: "Korkma! İmanın selâmettedir ama bu yolda can feda etmemeye çare yoktur. Biz dahi yakında ser-bürîde / decapitated (başsız) ve şehid oluruz. Melik-i Harezm bu sebeple perişan, ahalisi ise kılıçtan geçerek mahvolur" diyerek Moğol istilasının bu haksız kanın bedeli olacağını önceden işaret etmiştir.

Hakk dostlarının kalbinin kırılması ve haksız yere kanlarının akıtılması, ilahi adaletin celal sıfatıyla tecelli etmesine ve toplumların helakine yol açan manevi bir kırılma noktasıdır. Kaynaklarda sürekli vurgulanan bu fikir, tarihteki büyük yıkımların gerisinde "mazlum bir arifin bedduası" veya "incitilmiş bir gönül" olduğu teorisini destekler. (Tezkiretü’l-Evliyâ, s. 483; Semerâtü’l-Fuâd, s. 331).

Feridüddin Attâr ve "Saman Çuvalı" Kıssası

Moğol istilasının bir diğer önemli kurbanı, meşhur Pend-nâme ve Mantıku’t-Tayr müellifi Feridüddin Attâr Hazretleri’dir. Nişabur katliamı sırasında bir Moğol askeri tarafından esir alınmıştır. Hikâyeye göre, bir kişi Attâr’ı bin altın karşılığında satın almak istemiş; Attâr, şehadeti arzuladığı için "Benim kıymetim bu değildir" diyerek satışı engellemiştir. Daha sonra başka biri gelip "Sana bir torba saman vereyim, bu ihtiyarı bana ver" dediğinde; Attâr, "İşte benim gerçek değerim budur, beni buna sat!" demiştir.

Bu durum, Moğol askerini hiddetlendirmiş ve Attâr’ın şerbet-i şehâdeti / drink of martyrdom içmesine vesile olmuştur. Psikolojik veriler ışığında bu, bir arifin "varlık" davasından tamamen geçerek kendi nefsini bir torba samanla eş tutacak kadar "hiçliğe" / nothingness ermesinin en aşırı ve çarpıcı örneğidir. (Sefîne, s. 297; Tezkire, s. 352).

***Kaynakların sürekli tekrarladığı ana fikir şudur: Veliler, Moğol belasını Allah’ın kaza ve kaderi olarak gördükleri için ona rıza ile boyun eğmişler, ancak bu rıza onları haksızlığa karşı maddî ve manevî cihad etmekten de alıkoymamıştır.***.

Dipnotlar (APA):

  • Attâr, F. (2022). Tezkiretü’l-Evliyâ (S. Uludağ, Çev.). İstanbul: Kabalcı Yayınları. (s. 171-173, 261, 352).
  • Câmi, M. (t.y.). Nefahâtü’l-Üns (Lâmiî Çelebi Tercümesi). (s. 595-598).
  • Sarı Abdullah Efendi. (t.y.). Semerâtü’l-Fuâd. (s. 329-333).
  • Vassâf, H. (2005). Sefîne-i Evliyâ (Cilt 1). (M. Akkuş & A. Yılmaz, Haz.). İstanbul: Kitabevi Yayınları. (s. 276-278, 297).
  • Uludağ, S. (2007). Sırlar Menbaı ve Tarikat Sultanı Cüneyd-i Bağdâdî. İstanbul: Mavi Yayıncılık. (s. 106, 901).

 

Önceki Yazı
« Prev Post
Sonraki Yazı
Next Post »

Benzer Yazılar

Yorumlar