Print Friendly and PDF

KUTSAL SÖYLEMLERİN GÖLGESİNDE İKTİDAR VE SÖMÜRÜ: TARİKAT, SİYASET VE TİCARET SARMALINDA BİR AYDINLANMA SAVAŞÇISI

|


Tarihsel sürece bakarken " İnancın sömürülmesi siyasal ve ekonomik iktidarlar için nasıl bir meşruiyet / geçerlilik aracı haline gelir? " şeklinde cümle içine alarak konuya giriş yapmak, toplumsal yapıların derinlerindeki çürümeyi anlamak açısından hayatidir. Bu bağlamda, Türkiye tarihindeki yozlaşma süreçlerini inceleyen araştırmacı yazar Uğur Mumcu’nun ortaya koyduğu kavramsal matris, yaygın bilinen "din, devlet ve ticaret" üçgeninden ziyade, doğrudan "tarikat, siyaset ve ticaret" sarmalına dayanmaktadır (Uğur Mumcu, Tarikat Siyaset Ticaret, s. 4). Din duygularının ve dince kutsal sayılan kavramların siyaset adına araç edilmesi durumunda din, din olmaktan çıkarak siyasetin aracı haline gelmektedir (Uğur Mumcu, Tarikat Siyaset Ticaret, s. 4). Siyaset ticarete, ticaret siyasete, din de her ikisine araç edildiğinde ise ortaya çıkan sömürü sarmalının ucu bucağı kalmamaktadır (Uğur Mumcu, Tarikat Siyaset Ticaret, s. 4). Bu yapının aktörleri, yalnızca Türk Lirası düzeyinde değil; global / küresel finans ağlarıyla bütünleşerek Amerikan Doları ve Alman Markı milyarderleri haline gelmişlerdir (Uğur Mumcu, Tarikat Siyaset Ticaret, s. 4). Bir kolları siyasette, bir kolları ticarette, ayakları ise tarikatlardadır (Uğur Mumcu, Tarikat Siyaset Ticaret, s. 4).

Dini inançların ticari ve siyasi hırslara kalkan yapılması, kitlelerin manevi boşluğunu paraya tahvil eden narsisistik / özsever bir sömürü mekanizması doğurur.

Laiklik / din ve devlet işlerinin ayrılığı, inanç sömürüsünün panzehiri olduğu gibi, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasının ötesinde, aklın ve bilimin özgürleşmesini sağlayan yegane toplumsal güvencedir. (Uğur Mumcu, Tarikat Siyaset Ticaret, s. 5).


Uluslararası Güç Politikaları ve Dinsel Söylemlerin Araçsallaştırılması

Siyasal iktidarların kutsal değerleri sömürme eğilimi yalnızca yerel bir olgu değildir. Uluslararası siyaset bilimi literatüründe devletlerin dini söylemleri dış politika hedefleri için nasıl kullandığını analiz eden Peter S. Henne, Religious Appeals in Power Politics (Güç Politikalarında Dinî Çağrılar) çalışmasında, dinsel çağrıların devletler tarafından ilkeli bir inanç duruşundan ziyade, tamamen stratejik / yöntemsel birer güç politikası aracı olarak kullanıldığını ortaya koymaktadır (Peter S. Henne, Güç Politikalarında Dinî Çağrılar, s. 14, 24). Devletler, müttefikler bulmak ya da rakiplerini bölmek amacıyla dini söylemleri manipülatif / yönlendirici birer enstrüman / araç olarak devreye sokarlar (Peter S. Henne, Güç Politikalarında Dinî Çağrılar, s. 14, 24). Bu durum, Uğur Mumcu’nun deşifre ettiği tarikat-siyaset-ticaret sarmalının uluslararası düzlemdeki izdüşümüdür. Oportünist / fırsatçı ve pragmatik / faydacı bir yaklaşımla din, iktidarların ekonomik ve askeri yetersizliklerini maskeleyen elverişli bir paravana dönüştürülmektedir (Peter S. Henne, Güç Politikalarında Dinî Çağrılar, s. 14, 24).


Tarihsel Kökler: Kadızâdeliler ve Sivasîler Çatışması

Osmanlı İmparatorluğu döneminde de benzer sömürü mekanizmaları varlık göstermiştir. 17. yüzyılda ortaya çıkan Kadızâdeliler ve Sivasîler çatışması, bu sarmalın tarihteki en somut örneklerinden biridir (Ali Fuat Bilkan, Fakihler ve Sofuların Kavgası, s. 14). Kadızâdeliler hareketi, dindeki bid'atleri / sonradan ortaya çıkan yenilikleri temizleme iddiasıyla ortaya çıkmış tasfiyeci / püritanist bir akımdır (Halil İnalcık, Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet, s. 119). Ancak bu hareketin arka planında, saray ve devlet bürokrasisi / devlet memurları düzeni üzerinde nüfuz / güç kazanarak mutasavvıfları / sufileri tasfiye etme hırsı yatmaktadır (Ali Fuat Bilkan, Fakihler ve Sofuların Kavgası, s. 14). Kadızâdeliler, padişah ve sadrazam gibi devlet büyüklerini kendi taraflarına çekerek devlet gücünü rakiplerini ezmek için kullanmışlardır (Ali Fuat Bilkan, Fakihler ve Sofuların Kavgası, s. 14). Bu durum, kutsal söylemlerin her devirde kişisel ve zümresel menfaatlerin din kisvesi altında nasıl savunulduğunu göstermektedir (Ali Fuat Bilkan, Fakihler ve Sofuların Kavgası, s. 14).


Bir Aydınlanma Savaşçısının Portresi: Uğur Mumcu’nun Dünyası

Kişiliği ve Yaşayış Düşüncesi: Uğur Mumcu, Türkiye Cumhuriyeti'nin laik ve demokratik temellerini savunmaya hayatını adamış, entelektüel / aydın bir gazetecidir (Uğur Mumcu, Tarikat Siyaset Ticaret, s. 5). Onun kişiliği; amansız bir araştırma tutkusu, olayların üstüne korkusuzca gitme cesareti ve ironik / alaycı mizah anlayışıyla şekillenmiştir. Tehditlere boyun eğmeyen yapısı, onun en zorlu dönemlerde bile kalemini bir silah gibi kullanmasını sağlamıştır.

Siyasi Görüşleri ve Devlet Büyüklerini Tenkitleri / Eleştirileri: Mumcu, ilkeli ve devrimci bir Kemalisttir (Uğur Mumcu, Tarikat Siyaset Ticaret, s. 5). Siyasi görüşlerinde, hem dini sömüren "sahte Müslümanları" hem de statükoyu / mevcut durumu korumak için Atatürk'ün arkasına saklanan "sahte Atatürkçüleri" sert dillerle eleştirmiştir (Uğur Mumcu, Tarikat Siyaset Ticaret, s. 5-6). Dönemin Başbakanı Turgut Özal iktidarının, serbest piyasa modeli adı altında aslında devlet destekli ayrıcalıklı holdingler / büyük şirketler yarattığını; Suudi Arabistan destekli Rabıta, Faisal Finans ve Al Baraka gibi finans kuruluşlarının devlet kararnameleriyle vergi muafiyetleri kazanarak ülkede dinci kadrolaşmayı finanse ettiğini belgeleriyle ortaya koymuştur (Uğur Mumcu, Tarikat Siyaset Ticaret, s. 43-46, 166).

Kendini En Çok Üzen ve Sevindiren Şeyler: İnsan psikolojisinin verilerine göre analiz edildiğinde, Mumcu'yu ruhsal dünyasında en çok üzen durum, yoksul ve kimsesiz halk kitlelerinin dini duygularının sömürülerek milyarderlerin ceplerinin doldurulması, buna karşın halkın adaletsizlik içinde ezilmesidir (Uğur Mumcu, Tarikat Siyaset Ticaret, s. 4, 18). Onu en çok sevindiren şey ise, halkın uyanması, sömürü odaklarının maskelerinin düşürülmesi ve laik bir Türkiye idealinin toplumca sahiplenilmesidir (Uğur Mumcu, Tarikat Siyaset Ticaret, s. 5, 11).

Çocukluk Dönemi, Gençlik Acıları ve Travmaları: Kırşehir doğumlu olan Mumcu, Türkiye'nin çalkantılı siyasi dönemlerinde yetişmiştir. 12 Mart 1971 askeri müdahalesi döneminde haksız yere tutuklanarak hapse atılmış ve askeri hizmete "sakıncalı piyade" olarak gönderilmiştir (Uğur Mumcu, Tarikat Siyaset Ticaret, s. 16, 119). Bu haksız dışlanma onda derin bir adaletsizlik travması / sarsıntısı yaratmış, ancak bu acıyı edebiyata dökerek sistemin çarpıklıklarını mizahla alt etmeyi başarmıştır.

Aşkları ve Ailevi Yaşamı: Eşi Güldal Mumcu ile kurduğu aile birliği, onun hayattaki en büyük sığınağı olmuştur. Çocukları Özgür ve Özge ile kurduğu sevgi bağı, onun sürekli ölüm tehditleri aldığı tehlikeli meslek hayatında en büyük psikolojik / ruhsal desteği sağlamıştır.

Ölümü Hakkındaki Gizemli Durum: Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993'te Ankara'daki evinin önünde arabasına yerleştirilen C-4 plastik bombanın patlaması sonucu katledilmiştir. Bu suikast, Türkiye tarihinin en gizemli ve çözülememiş olaylarından biridir. Ölümüyle ilgili teoriler, sistemli birer komplo teorisi düzeyine ulaşmıştır. Kimi teoriler radikal dinci grupları işaret ederken, bazı güçlü fikirler ve iddialar suikastın arkasında derin devlet / deep state yapılanmalarının, uluslararası uyuşturucu ve silah kaçakçılığı mafyasının ya da yabancı istihbarat servislerinin (CIA, Mossad ya da İran Gizli Servisi) olduğunu öne sürmektedir. Mumcu'nun suikasttan hemen önce Kürt milliyetçiliği, uyuşturucu baronları, silah kaçakçıları ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) arasındaki bağlantıları deşifre eden araştırmalar yürütüyor olması, onun birçok karanlık odağın ortak hedefi haline geldiğini düşündürmektedir.


Dipnotlar (APA)

  1. Mumcu, U. (1987). Tarikat, Siyaset, Ticaret (11. bs.). İstanbul: Tekin Yayınevi, s. 4-6, 11-18, 43-46, 119-122.
  2. Henne, P. S. (2023). Religious Appeals in Power Politics (1. bs.). New York: Oxford University Press, s. 14-24.
  3. Bilkan, A. F. (2016). Fakihler ve Sofuların Kavgası: 17. Yüzyılda Kadızâdeliler ve Sivâsîler (1. bs.). İstanbul: İletişim Yayınları, s. 14.
  4. İnalcık, H. (2016). Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet (1. bs.). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, s. 119.
Önceki Yazı
« Prev Post
Sonraki Yazı
Next Post »

Benzer Yazılar

Yorumlar